Fener, Lugano – Bilica ikilisi bozulunca zırt pırt gol yiyordu. Şimdi iki deli yanyana geldi; gol yemiyor ama atamıyor da. Antalya maçında iki şut, Gençlerbirliği maçında neredeyse o bile yok. Hayatta en nefret ettiğim şey uyuz 0-0 maçlardır, bu akşam ikinci yarıda televizyonun sesini dahi açmadım. Yaşama sevincimi emdi vallahi Fenerbahçe bu akşam…

Başka birşey yazmayacağım. Ne yazayım ki?

Maça Kaka ve Ronaldo’nun ateşlemesi ile son derece hızlı başlayan Real Madrid daha 6. dakikada Maganda’nın çaprazdan Llorris’in bacaklarının arasını görmesiyle golü buldu. Buldu bulmasına da Madrid’in hızını kesen günün formsuz adamı Higuain oldu. İyi bir sezon geçiren ve oldukça etkili olduğunu düşündüğüm Higuain’in boş kaleye atamayıp, direğe nişanladığı top maçın kaderini değiştirdi. Ha attık, ha atacağız diye salan Real Madrid karşısında Lyon futbol makinası erken yedikleri gole karşın mücadeleden hiç ödün vermedi.

İkinci yarıda Madrid’in hızı kesilmişti ve Lyon daha da inançlı bir görüntüdeydi. Maganda’dan ikinci yarıda tek hatırladıklarım inek yalamış saçları ve zırt pırt yere atlamasıydı. Lyon özellikle Cris’in hatasız oyunu, Delgado’nun güzel futbolu ve keçi sakallı Lisandro Lopez’in bitmez tükenmez mücadelesi ile sonunda golü buldu.

Real Madrid daha iyi futbolculara sahip olduğu için ikinci golün otomatikman geleceğini düşünüp tembelleşirken, maç boyunca Albiol ve Garay arasında hava toplarında etkisiz kalan Lisandro Lopez 75. dakikada ceza sahası içinde harika duvar oldu ve Pranjic’in önüne bıraktı. Pranjic ise affetmedi.

Pellegrini golden sonra Kaka dışarı, Raul içeri gibi değişiklikler yapsa da papaz her zaman pilav yemez demişler. Haftasonu 2-0′dan geri gelmenin diyetini bu akşam ödediler. Hem de ne ödemek… Kendi statlarında finali futbolcular tribünden, Pellegrini ve ekibi ise evden seyrederler artık.

Bir de Barcelona kupayı kaldırırsa, o maçın sonunda Cristiano Ronaldo’nun suratını görmek… Priceless mı dedin?

Bağlı olduğu menajerlik şirketi: Hallederiz A.Ş.

Bursaspor maçında kolu çıkan Özer Hurmacı tedavi için bugün Almanya’ya gitmişti. Haberler ne yazık ki pek iyi değil. Ameliyat olması gerekiyor ve minimum 6 hafta oynayamayacak. Bu arada ayağındaki platinler de alınacakmış. Tam belini doğrulttu derken yine sakatlık.

Geçmiş olsun. Hem kendisine, hem Fenerbahçe’ye, hem taraftara. Bilmem anlatabildim mi?

Hiç bıdı bıdı yapmadan açık ve seçik olarak söyleyeyim: Guiza’nın son adam pozisyonunda sarı kartı seçen hakem Alex’in pozisyonunda kırmızı kart çıkartıyorsa bu en kibar tabirle ayıptır.

Guiza’ya “You don’t have the ball” diye açıklama yapıyorsan, ben de sana Alex’e kırmızı çektiğin pozisyonu açıklayayım. İki futbolcu da topa bakarak tabanla topa giriyor, sen dönüp sanki bacağını kırmış gibi kırmızıyı çekiyorsun. Hem de çektiğin adam bu ligin en kibar futbolcularından biri. Pes!

Tabii bütün bunları Cristian’ı sert ötesi hareketinden dolayı atamadığın, sonra da kendi kafana göre adalet ayarına kalkıştığın için yapıyorsun. Bunun adı hakemlik değil.

“Ama abi Fener de…” diye yorumlara girişmeden önce de belirtmek isterim ki, Fener’in kötü oynamış olması, maçı kazanmak için birşey yapmamış olmasının da bu konuyla hiç alakası yoktur.

Gelgelelim, uzuuun süredir seyrettiğim en bayık futbola. Ama Deniz Barış’ı sağ açığa koyup maça başlıyorsan zaten havluyu atmışsın. 150. kez deja vu pozisyonda Selçuk’un kaybettiği toptan gol yiyorsun. Kıpırdayacak halin yoktu maç boyunca, artık kafanı da kolay kolay kaldıramazsın. Şubat ayı da, Fener’in şampiyonluk umutları da bitti. Bu saatten sonra Hasret Kupası’nı alırlarsa başarıdır.

Maçta hakkını vereceğimiz iki şey var: Birincisi Ali Güzeldal’ın Xavi pasının hakkını verelim. İkincisi Alex’in akrobatik plase volesinin.

Şimdi yönetim hedef şaşırtmak için hakem taarruzuna geçecektir ama dönüp bir kendi arka bahçelerine baksınlar.

*foto için OB'ye teşekkürler.

Göz göre göre kaybedilen avantaj… Bu eksik ötesi kadroya rağmen ilk yarı oynayabildiğini gösterdin. Direğe vurdun, golünü attın, iki metreden uçan kafa ile kaleciyi geçemedin. Hem kendin ümitlendin, hem taraftarını ümitlendirdin.

İkinci yarıda ise yatmaya kalktın. Avrupa’nın en golcü, Kasım ayından beri oynadığı her maçta gol atmış takımına karşı yatmaya kalktın. Gol yiyeceğimiz o kadar belliydi ki… Ve örnek bir Türk takımı gibi 85. dakikada yine yeni yeniden bir yan top denyoluğunda hediyeyi verdin. Savaşıyorsun, mücadele ediyorsun ama helva yapmadan bu işler ne yazık ki olmuyor.

Maç sırasında Koko B ile “Bari 75. dakikadan önce yiyelim de sonra kurtarmaya zamanımız kalsın” diye aramızda konuştuk. Biz görüyoruz, Herr göremiyor. Zaten hiç ama hiç ümitli değildim; bu sonuca şaşıran da olduğunu sanmıyorum.

Hem haftasonu, hem bu akşam gösterdiği performans için Emre’nin önünde bir kez daha saygıyla eğiliyorum.

Son bir kaç haftadır Fenerbahçe’nin performansı da başlığın çıkış kaynağı. Hatta 60 dakika oynasın.

Son olarak: Turkcell Süper Lig!!!

Şampiyon takımların bir özelliği vardır. Karşısındaki takımı maça ortak bile etmeden tüketirler. Evlerinde iki farkla öne geçince, karşılarındaki takıma göz dahi açtırmazlar. Bu sezon defalarca gördüğümüz gibi Fenerbahçe ne yazık ki bunu yapamıyor. Hatta yapamadığı gibi bu akşam harakirinin daniskasını yapıyor.

Forveti atamıyor, transferleri sakatlanıyor, defansı saçma sapan hatalar yapıyor, hocası oyuna müdahele etmiyor, taraftarı futbolcu ağlatıyor, yönetimi kadroyu yeterli bulup transfer yapmıyor. Hal böyle olunca da ne köy oluyor, ne kasaba oluyor. Şampiyonluğa gidiyorum diyorsun, 5 maçtır kazanamıyorsun.

Bu akşam canını dişine takan Emre’ye, ilk yarıda harika oynayan Alex’e bir taraftar olarak teşekkür ediyor ama görünen köyün kılavuz istemediğini de üstüne basa basa söylüyorum. Bu takım Lille maçını da kaybederse kolay kolay kafasını bir daha kaldıramaz.

Bursaspor’u ve Ertuğrul Sağlam’ı tebrik ediyorum. Yolları açık olsun.

Keyfim kaçık, kısa kesiyorum.

30 sayfa